Henning Mankell’den buruk veda

İskandinav polisiyesi dendiğinde ilk akla gelen isimlerden olan Henning Mankell, 67 yaşında kansere yenik düştü. 2014 yılının hemen başında disk kayması kuşkusuyla Stokholm’de doktora gittiğinde, akciğerinde ve ensesinde tümör olduğunu, kanserin tüm vücuduna yayıldığını öğrendi.

Mankell geçen yıl Amerikan NPR radyosuna verdiği mülakatta “Benim için tam bir yıkımdı. O ana dek herşey normaldi. Ailemde kimse kanserden ölmemişti. Her zaman başka bir sebepten öleceğimi düşünürdüm” yorumunu yapmıştı.

Kurt Wallander karakteriyle dünya çapında üne kavuşan yazar 3 Şubat 1948’de İsveç’in kuzeyindeki Härjedalen’de doğdu. On yedi yaşında Stockholm’e giderek Riks Tiyatrosu’nda yönetmen yardımcısı olarak çalışmaya başladı. 1968’de yönetmenliğe, yazarlığa ve siyasete adım attı. Sosyalist bir aktivist olarak Vietnam Savaşı’na, Güney Afrika’nın apartheid rejimine ve Portekiz’in Mozambik sömürge savaşına karşı eylemlerde yer aldı. 1970’lerde Norveç’e taşındı ve Norveç Komünist Emek Partisi’ne destek verdi. İlk romanı Bergsprängaren (The Rock Blast) 1973’te yayımlandı. 1985’te Maputo’da bir tiyatro topluluğu kurmak üzere aldığı davet sonucu gittiği Mozambik ikinci vatanı haline geldi. 1991-2009 yılları arasında yazdığı, kahramanı Komiser Wallander olan polisiye romanlarla dünya çapında ün kazandı. Bunların yanı sıra Afrika’da geçen romanlar, tiyatro oyunları, çocuk ve gençlere yönelik kitaplar da yazdı. 2001’de İsveç’te kendi yayınevi Leopard Förlag’ı kuran Mankell, yılın yarısından çoğunu geçirdiği Maputo’da Teatro Avenida’nın da yöneticiliğini yapıyor. 1973 yılından bu yana yazdıkları kitapları kırk bir ülkede kırk milyon satış rakamına ulaştı, çok sayıda ödüle değer görüldü.

Wallander polisiyeleri
Wallander İngilizceye 1997’de, Türkçeye 2000 yılında Ölümün Karanlık Yüzü adıyla çevrilmişti. 2009 yılında yazılan Huzursuz Adam’la tamamı on romanlık dizi sona erdi. Orijinali on sekiz yıla yayılan dizinin Türkçeleştirilmesi de on üç yılda tamamlandı. Wallander’in maceraları TV’ye ve beyazperdeye de uyarlandı.

Henning Mankell, Afrika’dan döndüğünde ülkesi İsveç’te yabancı düşmanlığının yükseldiğini görmüş, rahatsızlık duymuştu. Ve bir entelektüel olarak tavrını ilk macerası Ölümün Karanlık Yüzü’nde yansıttı. Hikâyenin ana teması yabancı düşmanlığıydı. Serinin diğer romanlarında da bu tema sürekli hissettirdi kendisini. Ancak siyasi meseleler çeşitlendi, hatta uluslarası meseleler diziye taşındı. Oysa Wallander dizisi küçük bir İsveç kasabası olan Ystad’da geçiyordu. Buna rağmen Mankell, çok başarılı manevralarla suçu yerelin sınırların dışına taşımayı bildi. Suç önce İsveç’e, oradan dünyanın başka köşelerine yayıldı. Bu tam da Mankell’in polisiye romanlarla kapitalizmin tarihinin birlikteliği tezine uygundur. Küreselleşen dünyada suç da küreselleşmiştir.

Kurt Wallander dizisi “polis işlemlerine ağırlık veren” türdedir ve Wallander örgütlü suça karşı örgütlü polis gücünün bir parçasıdır. Wallander karakteri küreselleşmiş dünyanın, 1990’lı yılların azgınlaşmış bireyciliğinin ve bunun türevi olan toplumsal yozlaşmanın hâlâ ahlak sahibi olan bir insanda yaptığı yıkımın izlerini taşır. Babası parasız bir ressam, annesi evlerde temizliğe giden bir işçi. Zenginlere karşı içgüdüsel bir refleksi var Wallander’in. Onun bu refleksi solcu, muhalif, aktivist Henning Mankell romanlarında sınıfsal tavrı sürekli kılıyor. Romanlarında İsveç’in yakın tarihine, 68 isyanına sıklıkla göndermelerde bulunur. Bakış açısı içinse kısaca “political correct” denilebilir.

İlk macerasında -1991’de- kırk iki yaşındaydı, karısı tarafından terk edilmiş, alkol bağımlılığın eşiğinde, öfkeli ve yalnız bir adamdı. Yalnızlığının müsebbibi biraz da kendisi. İşinden ne ailesine ne yakınlara ayıracak zaman bulamayan Wallander, bir anlamda eski moda bir insandır. Acıma, adalet ve beraberlik gibi eskimiş sayılan şeylere inanıyor. Ancak Wallander tipinin bu kadar sevilmesinin nedeni –Mankell’in deyişiyle- değişme özelliği; “dördüncü kitaptaki Wallander, birinci kitaptakinin aynısı değildir. Bir romanın 30. sayfasındaki Wallander ile 400. sayfasındaki Wallander de farklıdır. Wallander, sizin gibi, benim gibi sürekli değişir. Bu onu canlı yapar. Bu yönüyle Sherlock Holmes ya da Hercule Poirot’dan ayrılır. Onlar hep aynı kalır. Bunlar stereotip karakterlerdir. Ancak bir roman karakterin canlı görünmesi için değişmek zorundadır.”

Wallander ile birlikte çevresindeki insanlar, hatta toplumuyla, siyaseti ekonomisi, hayat koşullarıyla İsveç de değişir. Mesela kızı Lisa ergenikten çıkıp babasının yanında işe başlamış, yaşlı babası ölmüş, ekibinden ayrılanlar olmuş ve İsveç giderek daha çekilmez bir hal almıştır. Bütün bunlara –tıpkı her bir macerası gibi- ağır ağır ilerler. Sona, yani Huzursuz Adam’a geldiğimizde dizi boyunca Wallander’in hayatına karışan bütün karakterlerin hayat çemberi kapanacak, on ciltlik hikâye tamamlanacaktır. Okur Wallander ve ekibi ile birlikte hem hikâyeyi hem değişimi sindirecek fırsatı bulmuştur. Mevsime de ayak uydururuz. “Kurşun rengi gökler, dondurucu soğuk, kasvet, aman vermez bir ciddiyet ve şiddet” mükemmel bir polisiye atmosfer yaratır. Bu atmosferin önünde görüp geçirdikleriyle filozoflaşmış Wallander “katil kim?” olduğundan ziyade katili suça sevk eden nedenleri araştıracaktır. Asıl araştırdığı hayattır.

Mankell’in romanları Türkçede Altın Kitaplar’ca yayımlanıyor: Pekin’den Gelen Adam, Beşinci Kadın, Bir Adım Geriden, Beyaz Aslan, Riga’nın Köpekleri, Ölümün Karanlık Yüzü.