Duvarlara sığmayan adam

Will Ellsworth-Jones, Sunday Times’ın New York muhabiri. Serbest gazeteci olarak bir dizi yayına çalışıyor. Bu yayınların listesi amiyane deyişle “baba”: The Daily Telegraph, The Independent, San Fransisco Examiner, Anniston Star… Tarih ve sanat alanlarında da kitapları var.

Kitaba konu olan kişiye gelince; o kim bilinmiyor ama çok ünlü.

Ellsworth-Jones da zaten bu nedenle Banksy’i tanıtmaya çabalıyor Banksy: Duvarın Ardındaki Adam’da. Ancak onun kimliğini deşifre etmeye çabalayan bir kitap değil bu, Banksy’nin kim olduğunu anlamaya çalışan bir çalışma. Bir de yazarımızın kendi deyişiyle Banksy aracılığıyla “sokak sanatı”na yapılan bir yolculuk.

Ben anladığımı baştan söyleyeyim: Banksy yüksek sanata sokaktan yapılan saldırının simgesi.

Sokak sanatı denilen şey basitçe “dışlanmış” olmaktan daha da dışarıda bir oluşum. Sanat camiası tarafından dışarıda tutulması ya da görülmesinden öte bir durumu işaret ediyor bu dışlanma. Kelimenin tam anlamıyla “dışarıda” olmayı yeğleyen bir edimden bahsediyoruz. Dışarısı bu tanımda aynı zamanda sokağı da tarif ediyor. Dolayısıyla epistemolojisi ve ontolojisi farklı.

Kitap, Banksy’nin müzelere “sızma” eylemleriyle başlıyor. Bu eylem biçimini sosyal medyada son zamanlarda sıkça kullanılan bir deyim çok iyi karşılıyor: ”trolleme.” Bir şekilde akla yatkın olan bir şeyi absürt, anlaşılmaz, sırf kafa bulandırmak, fikir sahiplerini kandırmak-keklemek-sinirlendirmek için yapılan eylem biçimlerinin hepsine trolleme denebiliyor ya, Banksy de müzelere benzer bir şey yapıyor. Mesela Tate Britain’e elini kolunu sallayarak girip bitpazarından aldığı eski, “değersiz” bir yağlı tabloyu, sanat dünyasının şevkle kabul ettiği sanat eserlerinin arasına asıvermişti.

Sene 2003’tü. Banksy sadece duvarları hırsızlama bir biçimde boyayan sokak sanatçıları arasında bilinen bir isimdi. Tate Britain ise yüksek sanat için simgesel bir isimdi. Britanya ulusal sanat eserlerinin sergilendiği bir müze, 1897’de kurulmuş ve neyin sanat olduğuna duvarlarında ona yer vererek onaylayan bir gücün simgesiydi.

Bugüne kadar hiç yakalanmadı
Banksy, Tate onaylı iki tablonun arasındaki boşluğa sanatçısı belli olmayan bir tablodan oluşturduğu eserini asıverdi. Yaptığının bir suç olup olmadığı belirsizdi. Sonuçta sergilenen tabloları çalmıyordu. Ortada bir çalma edimi varsa; o da müzenin duvarını çalmaktı yaptığı. Yine de yakalanmamalıydı. Bugüne kadar hiç yakalanmayan birinden bahsediyoruz. O gün de yakalanmadı. Bir “suç ortağı” bu eylemini videoya almıştı. Bizler oradan seyredip öğrendik. Müze görevlileri ve ziyaretçilerse tablo duvarda yeterince kaldığına karar verip kendisini yerçekiminin insafına bırakınca yani üç saat sonra öğrendiler. Banksy tabloyu yapıştırıcıyla sabitlemişti duvara, niyeti eserinin sonsuza kadar orada kalması değildi. Sokak sanatının ruhunda zaten geçicilik, uçuculuk vardı.

Eseri şöyle bir şeydi: İmzasız yağlıboya bir kır manzarasına polislerin olay mahallini korumaya almak için kullandıkları güvenlik bandı eklemişti. Banksy her zaman eleştirel, muhalif ve aykırı bir bakış açısına sahip biriydi, mesajının altını tablonun yanına astığı yazıda kalın harflerle çizmişti: “Böylesi bir manzarayı tahrip etmenin, suç ve pedofili takıntısı yüzünden ulusumuzun nasıl zarar gördüğünü yansıttığı söylenebilir. Bu kadar meskûn bir güzelliğe yapılacak bir gezi huzursuzlukla ya da ceset parçalarıyla sonlanacakmış gibi.”

Duvarları grafitiyle kaplayan, şablonlarla desenler işleyen, sprey boyayla resimler yapan sokak sanatçıları yaptıkları işlerin kalıcı olmasını ummaz, hatta çoğu geçici olmasından hoşnuttur. Duvarları kirlettiklerini düşünen yerel yönetimlerin işlerinin üzerini boyaması bir bakıma yeni tuvaller kazandırır onlara.

Bir pazarlama stratejisi mi?
Banksy, grafitinin İngiltere’deki merkezlerinden Bristol’dan çıkmış bir sokak sanatçısı ama kabına sığmamış biri aynı zamanda. Aslında sokak sanatının polise yakalanmazsanız sınırsız özgürlüğü var. Banksy’nin sığmadığı kabın oldukça geniş olduğunu söyleyebiliriz. Ancak mesele onaylanmak olunca işler değişiyor. Banksy’nin müzelere, sanat galerilerine sızması bu güdüyle açıklanabilir.

Bu noktada kafa karıştıran şey onaylanmak, ünlü olmak, bilinir olmak anlamına geliyor. Oysa Banksy yüzünü saklıyor, adı bilinmiyor. Bu duruma negatif yorum; bunun bir pazarlama stratejisi olduğu. Yani sokak sanatçısından bir Syd Barret, bir J. D. Sallinger ya da bir Trevanian gizemi yaratmak fena bir pazarlama stratejisi değil. Ama onun gelişimini yazarımız Ellsworth-Jones’un eşliğinde izlediğinizde bunun çok da doğru bir yorum olmadığını anlıyorsunuz.

Neden anonim kalmaya takıntılı biçimde dikkat ettiği konusunda herkesin başka fikri olabilir. Kendisi de verdiği söyleşilerde değişik biçimlerde nedenlerini açıklıyor. Bir seferinde söylediği ilginç “Andy Warhol konuyu yanlış anlamış: Gelecekte pek çok insan ünlü olacak ama bir gün herkes on beş dakikalığına anonim kalacak.” Bu ilginç çünkü Banksy, Warhol ile karşılaştırılan bir isim, hatta öykündüğü birçok işi var.

Öyle ya da böyle Banksy’nin yetenekli bir sanatçı olduğu su götürmez bir gerçek. Avangart bir yanı var. Sokak sanatı gibi görece kaotik bir alanın bile kalıplarını kıracak kadar cesur ve biraz gözü kara. Ticari zekâsı oldukça iyi. 2010’da yaptığı “Exit Through the Gift Shop” adlı belgeseliyle film işinden de anladığını kanıtladı. Kısacası çok yönlü ve başarılı bir sanatçı. Muhalif politik duruşuyla çokça övgü aldığı da bir gerçek; iktidarların sevmediği bir isim olduğu da.

Bunun yanında birçok eleştiri de var. Sonuçta epistemolojisi ve ontolojisi farklı olan sokak sanatını “güzel sanatların” içine doğru yönlendirmesi başlı başına bir soru işareti.

Bu eleştirileri uzun uzun özetlemeye gerek yok… Bir örnek var oldukça radikal. Appropriate Media adlı bir grup Banksy’nin bir çalışmasını “şehirli başsıçıcı Banksy’nin şehirli başsıçışı” olarak değerlendirmişti. Mesele şuydu: Elindeki molotofu kalkanlarıyla üstüne gelen polislere atmaya hazırlanan oyuncak ayının resmedildiği “The Mil Mild West” sokakta paintball oynayan gençlerin birinin hedefi olmuştu. Saldırıyı bu grup üstlendi. Açıklamalarında şöyle diyorlardı: “Hadi ama, Banksy’nin olduğu için önemsiyorsun, oysa o miskin polemiklerini Hollywood’daki oyunculara büyük paralara okutuyor. İlgileniyorsun çünkü seni sıradışı ve 4×4’le yoksul mahallerde turlarken daha şehirli gösteriyor. Grafiti sanatçıları kapitalistlerin yarattığı şehir sanatı efsanesinin metin yazarlarıdır. Grafiti sanatçıları kibarlaşmak için sprey boyayla resim yapan maymunlardır.”

Özün sözü şu; Banksy sevseniz de sevmeseniz de kayıtsız kalamayacağınız bir sanatçı.

BANKSY
Duvarın Ardındaki Adam
Will Ellsworth-Jones
Çeviren: Esra Ermert
Hayalperest Yayınları
2015, 315 sayfa, 27 TL.